Kooperatifler, ortaklarının belirli ekonomik ve sosyal ihtiyaçlarını karşılıklı yardım ve dayanışma suretiyle karşılamak amacıyla kurulan tüzel kişiliğe sahip ortaklıklardır. Ancak uygulamada, kooperatif yönetimi ile ortaklar arasında mali yükümlülüklerin yerine getirilmemesi, ana sözleşme hükümlerine aykırı davranılması veya genel kurul kararlarına uyulmaması gibi nedenlerle birtakım ihtilaflar yaşanabilmektedir. Bu ihtilafların en ağır sonuçlarından biri de şüphesiz ki ortağın kooperatiften ihraç edilmesidir. 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu uyarınca, bir ortağın kooperatif üyeliğinden çıkarılması ancak kanunda ve ana sözleşmede gösterilen sebeplerin varlığı halinde mümkündür. Haksız veya usule aykırı bir ihraç kararı ile karşı karşıya kalan meşru ortağın haklarını koruyabilmesi için kooperatif dava açılması süreci hayati bir önem taşır. Çıkarılma kararı, ortağın mülkiyet ve katılım haklarını doğrudan etkilediğinden, kanun koyucu bu sürecin yürütülmesini son derece sıkı şekil ve esas şartlarına bağlamıştır. Ortak, kendisine tebliğ edilen yönetim kurulu kararı veya genel kurul kararına karşı hukuki yollara başvurarak mağduriyetinin giderilmesini talep etme hakkına sahiptir.
Kooperatiften çıkarılma kararına karşı dava açılabilmesi için kanunun aradığı şartların eksiksiz bir şekilde yerine getirilmiş olması gerekmektedir. İhraç prosedürünün ilk ve en önemli adımı, borcunu ödemeyen veya yükümlülüklerini aksatan ortağa usulüne uygun ihtarnamenin çekilmiş olmasıdır. Kanuna göre, ortak parasal borçlarını ödemediği gerekçesiyle çıkarılacaksa, kendisine noter kanalıyla ihtarname gönderilmeli ve borcunu ödemesi için en az otuzar günlük iki ayrı süre tanınmalıdır. Bu ihtarname süreçleri tamamlanmadan ve ikinci ihtardan sonra verilen süre dolmadan alınan ihraç kararları hukuken geçersiz sayılmaktadır. Bununla birlikte, çıkarılma kararının onaylanması veya doğrudan alınması süreçlerinde ortağın savunma hakkının kısıtlanmaması ve kararın gerekçeli olması gerekmektedir. Kararın meşru bir zemine oturmaması durumunda, ilgili ortağın tebliğ tarihinden itibaren başlayan hak düşürücü süre içerisinde mahkemeye başvurması şarttır. Aksi takdirde, kararın esası hukuka aykırı olsa dahi süre aşımı nedeniyle dava usulden reddedilebilir. Bu sebeple çıkarılma kararına itiraz sürecinde zaman yönetimi ve usul kurallarına riayet edilmesi davanın kaderini belirleyen ana faktördür.
Söz konusu dava açma şartları değerlendirildiğinde, yargılama sürecinin teknik ve karmaşık yapısı açıkça görülmektedir. Çıkarılma kararının iptali amacıyla açılan davalarda Asliye Ticaret Mahkemesi görevli olup, yetkili mahkeme ise kooperatif merkezinin bulunduğu yer mahkemesidir. Mahkeme nezdinde yürütülen yargılamada sadece esasa ilişkin nedenler değil, aynı zamanda ihraç kararı alınırken izlenen usul adımları da titizlikle incelenmektedir. Kooperatif organlarının ana sözleşmeye veya emredici kanun hükümlerine aykırı hareket ettiği tespit edilirse, kooperatif üyeliğinden ihraç kararı mahkeme tarafından iptal edilmektedir. Ortak, dava açarken ihtiyati tedbir talebinde bulunarak yargılama süresince kooperatif üyeliğinin getirdiği bazı hakların korunmasını da sağlayabilir. Hukuk sistemimiz, kooperatif yönetimlerinin keyfi kararlar alarak ortakları mağdur etmesini engellemek amacıyla iptal davası mekanizmasını etkin bir denetim aracı olarak tasarlamıştır. Bu doğrultuda, dava dilekçesinin hazırlanmasından delillerin sunulmasına kadar geçen tüm süreçlerde hukuki ilkelere titizlikle uyulmalıdır.
Kooperatiften çıkarma kararının iptali davasının ortak lehine sonuçlanması ve kararın kesinleşmesiyle birlikte hukuki durum eskiye avdet eder. Mahkeme tarafından verilen iptal kararı, ihraca ilişkin alınan kararı alındığı andan itibaren tescil ve ilan edilmemişçesine ortadan kaldırır. Bu durum, hukuki tabirle kesinleşmiş mahkeme kararı etkisiyle davanın başlangıcından itibaren ortağın kooperatif üyeliğinin kesintisiz devam ettiği anlamına gelir. Dolayısıyla, haksız karara karşı kooperatif dava açılması süreci sonucunda kazanılan iptal ilamı, ortaktan haksız yere alınan üyelik sıfatını resen iade etmektedir. Ortak, ihraç edildiği tarihten kararın kesinleştiği tarihe kadar geçen süre boyunca üyelik haklarından mahrum kalmış olsa dahi, bağlayıcı yargı kararı bu mağduriyeti geriye dönük olarak telafi eder. Kooperatif yönetimi, yargı kararının gereğini derhal yerine getirmek ve ortaklık pay defterinde gerekli düzeltmeleri yapmak zorundadır. Aksi tutumlar, yönetim kurulu üyelerinin şahsi ve hukuki sorumluluklarını doğuracağı gibi cezai yaptırımları da beraberinde getirecektir.
İptal davasının kazanılması sadece üyelik sıfatının iadesiyle sınırlı kalmayıp, bu sıfata bağlı finansal ve mülkiyet haklarının da canlanmasını sağlar. Ortak, ihracın iptal edilmesiyle birlikte kooperatifin ürettiği konut veya iş yeri tahsislerinden, genel kurul kararları doğrultusunda hak sahibi olmaya devam eder. Yargılama sürecinde kooperatif tarafından gerçekleştirilen kura çekimleri, konut dağıtımları veya mal varlığı devirleri hususunda ortağın hak kaybına uğraması engellenir. Eğer ortak, ihraç süresince yapması gereken aidat veya ödemeleri haklı gerekçelerle yapamamışsa, bu ödemeleri yapma hakkı kendisine tanınır ancak gecikme zamları haksız ihraç nedeniyle ortak üzerine yüklenemez. Ayrıca, haksız ihraç kararı nedeniyle zarara uğrayan ortak, şartları oluşmuşsa kooperatif tüzel kişiliğine ve kararda imzası bulunan yöneticilere karşı maddi ve manevi tazminat davası açma hakkını da elde eder. Böylesi kapsamlı sonuçlar, ortakların Anayasa ile güvence altına alınan mülkiyet hakkı ve sözleşme özgürlüğünün korunması adına büyük bir teminat teşkil etmektedir.
Netice itibarıyla, mahkemece ihraç kararının iptal edilmesi, kooperatif hukukundaki dengeleri yeniden tesis eden son derece etkili bir hukuki neticedir. Kararın kesinleşmesi neticesinde kooperatif yönetim kurulu, dava açan ortağı üyelik haklarından mahrum bırakacak her türlü eylem ve işlemden kaçınmak zorundadır. Şayet kooperatif yönetimi mahkeme kararını uygulamamakta direnirse, ortak icra takibi veya ilamlı icra yollarına başvurarak haklarını zorla temin edebilir. Bu kapsamda, üyeliğin iadesi gerçekleştiğinde ortağın da kooperatife karşı olan sermaye borçlarını ve birikmiş aidat yükümlülüklerini ana sözleşme hükümlerine göre yerine getirmesi beklenir. Hukuk düzenimiz, hem kooperatif tüzel kişiliğinin işleyişini korumayı hem de bireysel ortakların haklarını hukuki güvence altına almayı hedefleyen dengeli bir yapı sunmaktadır. Mağduriyet yaşayan kooperatif ortaklarının süreci uzman bir hukukçu marifetiyle takip etmeleri, hak kayıplarının önüne geçilmesi noktasında hayati bir rol oynamaktadır.
Kaynak: https://birikkenhukuk.com.tr
Reklam & İşbirliği: [email protected]