Taha Eroğlu Dehliz Röportaj

 Taha Eroğlu Dehliz Röportaj
  1. Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

Merhabalar, aslına bakarsanız pek kendimden bahsetmekten hoşlanmıyorum. Bu bana biraz vakit kaybı gibi geliyor. Hani Mevlana’nın meşhur bir sözü vardır “Sen ne söylersen söyle, söylediğin, karşındakinin anladığı kadardır.” Bu da o hesap. Ben burada kendimi ne kadar anlatırsam anlatayım, kendim hakkımda ne söylersem söyleyeyim beni tanımanız için benimle uzun bir süre vakit geçirmeniz gerekir. Öyle iki dakika özetlenebilecek bir hayatım yok. Hem ben bile daha kendimi doğru düzgün tanımıyorum, size nasıl tanıtayım? (Gülüşmeler) Bu düşüncemi kitabıma da yansıtmıştım hatırlarsanız. Kitabımın giriş kısmında benim hakkımda tek bir cümle yazıyor: “Yazar hakkında her şey hikâyenin içerisinde gizlidir.”

  • Kendinizi ne zaman yazar olarak tanımlamaya başladınız?

Henüz başlayamadım. Başlamayı da düşünmüyorum. Yazarlığı bir meslek olarak görmüyorum çünkü. Yani meslekse de ben bunu meslek olarak yapmıyorum. Yazarlık benim için bir rahatlama yöntemi, bir tür meditasyon, bir duygusal boşalma.

  • Türkiye’de ve dünyada en beğendiğiniz yazar / yazarlar kimler?

Bu çok kapsamlı bir soru. Bir seçim yapmam çok zor. Yerli olsun yabancı olsun her yazarın bende ayrı bir yeri var. Şimdi burada teker teker saymam mümkün değil ama ilk aklıma gelenleri söylersem. Türk edebiyatından Elif Şafak, Nazan Bekiroğlu, Hakan Günday, Buket Uzuner… Daha da eskiye gidersek Sabahattin Ali’ler, Aziz Nesin’ler, Kemal Tahirler… Ondan sonra Suat Derviş, Halide Edip… Dedim ya hepsinin bende yeri ayrı, hepsinin ayrı bir üslubu var. Yabancı yazarlardan Zweig hayranlık duyduğum bir isim. O incecik kitapların arasına her türlü duyguyu sığdırabilmiş bir usta. Yine Agatha Christie o da incecik kitapların arasına çözmesi en zor bulmacaları sığdırabiliyor. Onun dışında Amin Maalouf, Dan Brown, Khaled Hosseini ve daha yüzlercesi. Benim için hepsi çok değerli ve hepsi büyük saygı duyduğum ustalar.

  • İlk kitabınızı bastırmayı ne zaman düşündünüz?

İlk kitabımın çıkış hikâyesi çok ilginç. Dehliz benim aslında uzun zamandır kafamda kurguladığım bir hikâyeydi. Olayları kurgulamam yaklaşık 4 senemi aldı. Yazmam ise dört ayımı. Olaylar kafamda oturduğunda ise artık yazmak çok kolaydı. Dehliz için gerçekle kurgunun birleşimi diyebiliriz. Kimine göre çok ütopik kimine göre ise çok gerçekçi bir eser. Dehliz bir üniversite ortamını anlatıyor, üniversite üzerinden de bir devleti. Kan, vahşet, gerilim, macera hepsi bir arada. Kitabı okuyanlardan kimi George Orwell’ in 1984 kitabına benzetiyor, kimi de Divergent filmine. Oysa Dehliz hiçbirine benzemiyor. Onun apayrı bir hikâyesi var. Bu hikâyenin çıkış noktası ise benim. Benim yaşadığım ve asla kimsenin yaşamak istemeyeceği şeyler.

  • Ne tür okuyucu kitlesine hitap ediyorsunuz?

Benim hedef kitlem gençler. Çünkü tüm ümidim gençlerde. Böyle deyince yaşlı dayılar gibi oldum ama gerçekten durum böyle. Taze kanlara ihtiyacımız var ve bu kanları taşıyabilecek temiz zihinlere. Hiçbir şeyi kuru kuruya kabullenmeyecek, sorgulamaktan korkmayacak, bir işi sırf birisi istedi diye değil öyle olması gerektiği için yapacak ve yaptığı işin arkasında duracak berrak dimağlar arıyorum. Kendimi bazen sokakta elinde fenerle adam arayan Diyojen gibi hissediyorum. Sözde herkes adam ama kimse feneri tutmama yardım etmiyor. Mum dibini aydınlatmaz diyorlar ama belki fener dibini aydınlatır he? Ne dersiniz?

  • Kitabınızın teması nedir?

Bilinmezlik! Bilinmemek… En sevdiğim kavramlar bunlar. Bilinen her şey anlamını kaybeder çünkü. Bilinmezliğin sihirli bir havası, acayip bir büyüsü var. Her şey bilinmediği kadar güzel, bilindiği an kayboluyor tüm güzelliği. Kimine göre bilinmezlik korkutucu. Oysa insan kendinden korkmalı bence. İlk bilinmezliğin ‘insan’ olduğunu bilirsek kaygılanmamıza gerek kalmaz. Bu bilgiyi bilince geri kalan tüm bilgiler bir çöp yığınından ibaret kalıyor benim gözümde. Bilgi aslında sahtedir, bilgi yanıltıcıdır, bir yanılsama. Asıl gerçek bilinmezliktir, bilinmezliktedir. Bilinmez olan hakikattir. Hakikate ulaşmak ise emek gerektirir. Uğraşmak, çaba harcamak. Hiçbir şey bilmediğini iddia eden Sokrates’in ölümüne neden olan da zaten bu bilgi değil midir?

  • İlham kaynağınız nedir?

İlham kaynağım… Evet… İlham kaynağım okuduğum kitaplar, dinlediğim müzikler, izlediğim filmler, gezip gördüğüm yerler, tanıdığım insanlar, dinlediğim hikayeler… Kısaca benimle ve hayatımla ilgili her şey benim ilhamımın kökenini oluşturuyor. Bir gün lisedeki edebiyat hocam iyi bir gözlemci olduğumu söylemişti. Bilmiyorum doğru mu söyledi ama çevremde dönen olayları gözlemleyip analiz etmeyi seviyorum. Bu sayede sadece kendi yaşadıklarımdan değil başkalarının da yaşadıklarından ilham alabiliyorum. Çünkü sürekli beslenmeyen bir yazar bitik bir yazardır. Böyle bir yazarın çok uzun soluklu olamayacağı kanaatindeyim. Sulanmayan, bakılmayan her ağaç gibi o da bir gün solacaktır.

  • Okurlar eserinize nereden ulaşabilir?

Kitabım Ritim Sanat Yayınları’ndan çıktı, bir süre yayınevinin kendi internet sitesi üzerinden yayınlandı. Kısa bir süre önce de D&R, Idefix ve İmge Kitapevi gibi dijtal marketlerden satışa sunuldu. Kitabımı temin etmek isteyen okuyucuların bu sitelerden sipariş verebilmeleri mümkün. Veya isteyen okuyucular sosyal medya hesaplarımdan bana da ulaşabilirler. Umarım kitap beğenilir ve herkes tarafından beğenilerek okunur. Kitabı alıp okuyan, değerli görüşlerini benimle paylaşan, bu süreçte yanımda olan tüm sevenlerimi ve okuyucularımı buradan çokça selamlıyorum. Bu güzel ve keyifli sohbet için de sizlere çokça teşekkür eder, edebiyat ve sanatla iç içe bir hayat geçirmenizi temenni ederim. İyi günler…

Yapılan Yorumlar
Bir Yorum Yapın

buradan bir menü oluşturun